Giriş: Sınır Ötesi Alacak Tahsilatında Yeni Bir Dönem
Küreselleşen ticaret dünyasında uluslararası alacakların tahsili, şirketler için önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Özellikle Almanya’da faaliyet gösteren borçlu şirketler, Türk alacaklıların coğrafi mesafe ve yüksek maliyet nedeniyle hukuki yollara başvurmaktan kaçınacağını düşünmektedir. Ne yazık ki bu yanlış kanaat, kötü niyetli borçlular tarafından zaman zaman istismar edilmektedir. Oysa Alman hukuk sisteminin sunduğu imkânlar ve doğru bir strateji ile Almanya’daki alacakların Türkiye’den etkin, hızlı ve makul maliyetlerle tahsil edilmesi mümkündür. Bu makale, Türk şirketlerinin Almanya’daki alacaklarını tahsil sürecini; yetkili makamlar, izlenecek adımlar ve Yargıtay’ın güncel içtihatları ışığında ele alarak alacaklılara yol göstermeyi amaçlamaktadır. Artık alacakları sınırların ötesinde bırakma dönemi sona ermektedir.
Almanya’da İcra Takibi:
Almanya’da merkezi veya şubesi bulunmayan yabancı şirketlerin başlatacağı ihtar ve icra takiplerinde yetkili mahkeme, Berlin-Wedding İhtar Mahkemesi (Amtsgericht Wedding)’dir. Böylece Almanya genelindeki bu tür alacak takipleri tek bir merkezi mahkeme üzerinden yürütülmektedir. İcra takip süreci, ihtar talebinin bu mahkemeye çevrim içi olarak iletilmesiyle başlar. Talebin doğru ve eksiksiz hazırlanması büyük önem taşır. Başvuruda borçlu şirketin unvanı, tam adı ve güncel adresi ile talep edilen alacak miktarı açıkça belirtilmelidir. Bu bilgiler, mahkemenin ödeme emrini düzenleyip borçluya tebliğ edebilmesi için temel teşkil eder. Mahkeme, başvuruyu inceleyerek bir ödeme emri düzenler ve genellikle iki hafta içinde borçluya tebliğe çıkarır. Bu tebligatla birlikte borçlunun borcu ödeme veya ödeme emrine itiraz etme süresi başlamış olur.
Adım Adım Süreç:
Almanya’daki alacak tahsil sürecinin temel aşaması ödeme emridir. İhtar mahkemesi tarafından düzenlenen ödeme emrinin borçluya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesinden sonra, borçlunun borcu ödemek veya itiraz etmek için iki haftalık yasal süresi bulunmaktadır. Bu süre içinde borçlunun vereceği tepki, takibin nasıl ilerleyeceğini belirler. Borçlunun süresi içinde itiraz etmesi halinde icra takibi durur ve alacaklının haciz işlemlerine devam edebilmesi için dava açması gerekir. Bu dava, borçlunun itirazının haksız olduğunu ortaya koymayı amaçlar. Gerekli harçların ödenmesinin ardından dosya yetkili genel mahkemeye gönderilir ve mahkeme, alacağın dayanağını ve borçlunun itirazını inceleyerek karar verir. Mahkemenin itirazı haksız bulması halinde icra takibinin devamına karar verilir. Bu süreç, Alman Usul Kanunu’nun (ZPO) 688–703. maddeleri arasında düzenlenen ve para alacaklarının hızlı ve düşük maliyetle korunmasını amaçlayan ihtarlı basit dava usulünün bir parçasıdır. Ayrıca tüm işlemler Almanya’ya gitmeye gerek olmaksızın Türkiye’den posta yoluyla yürütülebilmektedir.
Borçlunun iki haftalık süre içinde ne ödeme yapması ne de itiraz etmesi halinde ise süreç daha hızlı ilerler. Bu durumda alacaklı, haciz kararı (Vollstreckungsbescheid) alınması için yeniden ihtar mahkemesine başvurur. Mahkemenin haciz kararı vermesi ve borçlunun buna karşı da iki hafta içinde itiraz etmemesi halinde karar kesinleşir ve haciz işlemlerine başlanır.
İtiraz edilmesi durumunda ise dosya yetkili genel mahkemeye gönderilir. İtirazın reddedilmesi veya süresi içinde itiraz edilmemesi halinde haciz kararı kesinleşir ve tahsil süreci icra makamları aracılığıyla devam eder.
Maliyet Avantajı: Almanya’dan Avukat Tutma Zorunluluğunun Ortadan Kalkması
Geleneksel olarak Almanya’daki bir borçluya karşı icra takibi başlatmak isteyen Türk şirketleri, çoğu zaman Almanya’da bir avukat tutmak zorunda kalmaktaydı. Yabancı bir hukuk sisteminin karmaşıklığı, dil bariyeri ve özellikle yüksek vekâlet ücretleri, alacaklılar için ciddi bir maliyet ve caydırıcı unsur oluşturuyordu. Almanya’daki avukatlık ücretlerinin Türkiye’ye kıyasla daha yüksek olması, özellikle küçük ve orta ölçekli alacakların takibini ekonomik olmaktan çıkarabilmekteydi. Ancak stratejik bir yaklaşımla yürütülen süreçte Almanya’da ayrıca bir avukat tutma zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu sayede alacaklı şirketler önemli bir maliyet avantajı elde etmektedir. Yargılama ve resmi işlem masrafları da genellikle alacak tutarının yaklaşık %1–2’si seviyesinde kalmaktadır. Bu maliyet etkin model, Türk alacaklarını daha kolay ve kararlı bir şekilde takip edebilmesine imkân tanımakta, aynı zamanda borçluların “takip edilmez” düşüncesine dayanan stratejilerini de etkisiz hale getirmektedir.
Yargıtay’ın Güncel Bakış Açısı: ‘İhtarlı Basit Dava Usulü’ ve Tenfiz‘
Türk hukuk sisteminde yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de icra edilebilmesi, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) uyarınca tenfiz kararı alınmasına bağlıdır. Bu kapsamda Almanya’da uygulanan “ihtarlı basit dava usulü” (Mahnverfahren) sonucunda verilen kararların Türkiye’de tenfiz edilip edilemeyeceği, Yargıtay’ın güncel içtihatlarıyla açıklığa kavuşturulmuştur. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 11.09.2025 tarihli, 2025/452 E. ve 2025/4021 K. sayılı kararı, bu konuda emsal niteliğindedir. Kararda, Alman Usul Kanunu’nun (ZPO) 688–703. maddeleri arasında düzenlenen bu usulde, alacaklının başvurusu üzerine borçluya itiraz süresi tanıyan bir ihtar kararı verildiği, itiraz edilmemesi halinde ise icra edilebilir bir “icra kararı” tesis edildiği belirtilmiştir. Yargıtay, söz konusu kararın adli memur tarafından imzalanmış olsa dahi Alman hukukunda bir yargı makamı tarafından verilmiş ve maddi ile şekli anlamda kesin hüküm niteliği taşıyan bir karar olduğunu kabul etmiştir.
Bu değerlendirme, Mahnverfahren sonucunda verilen icra kararlarının Türkiye’de tenfiz edilebilmesinin önündeki önemli bir engeli ortadan kaldırmıştır. Ayrıca Yargıtay, tenfiz şartlarının değerlendirilmesinde yabancı mahkeme kararının yargısal bir makam tarafından verilmiş olması ve kesinleşmiş bulunması kriterlerinin nasıl yorumlanması gerektiğine de açıklık getirmiştir. Kararda; kararın apostil şerhli asılları ve tercümelerinin sunulması, kesinleşme tarihinin belirtilmesi ve davalının tebligata ilişkin itirazlarını somutlaştırmaması gibi hususlar dikkate alınarak Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına hükmedilmiştir. Bu içtihat, Almanya’da başlatılan icra süreçleri sonucunda alınan kararların Türkiye’de tenfiz edilerek icra edilebilirliğini güçlendirmekte ve Türk alacaklı şirketler açısından önemli bir hukuki güvence oluşturmaktadır.
Sonuç: Alacaklarınızı Sınırda Bırakmayın
Almanya’daki ticari alacakların tahsili, artık Türk şirketleri için aşılması güç bir engel olmaktan çıkmıştır. Almanya’daki yetkili ihtar mahkemesi olan Berlin-Wedding İhtar Mahkemesi üzerinden yürütülen icra takipleri ve Yargıtay’ın Alman “ihtarlı basit dava usulü” kapsamında verilen kararların Türkiye’de tenfiz edilebileceğine dair güncel içtihatları, alacaklılara güçlü bir hukuki zemin sunmaktadır.
Bu model, sürecin yalnızca hukuken mümkün olduğunu değil, aynı zamanda pratik ve maliyet etkin olduğunu da göstermektedir. Almanya’da avukat tutma zorunluluğunun bulunmaması, vekâlet ücretinin tahsilat sonrasına bırakılabilmesi ve yargılama giderlerinin alacak tutarının yaklaşık %1–2’si seviyesinde olması önemli avantajlar sağlamaktadır. Ayrıca ödeme emrinin yaklaşık iki hafta içinde gönderilmesi ve ödeme yapılmaması halinde ortalama iki ay içinde haciz sürecine geçilebilmesi, tahsilatın hızlı şekilde ilerlemesine imkân tanımaktadır.
Bu nedenle borçluların yurt dışında bulunmalarını bir koruma kalkanı olarak görmeleri artık hukuki gerçeklikle bağdaşmamaktadır. Türk şirketleri ve avukatları, gerekli adımları izleyerek Almanya’daki alacaklarını Türkiye’den başlatılan süreçlerle etkin biçimde takip edebilir. Sonuç olarak, hak arama özgürlüğü sınır tanımaz; alacakların sınırların ötesinde bırakılması artık bir zorunluluk değildir.
Kaynakça
illetlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (5718 sayılı)
Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (5718 sayılı)
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, Esas No: 2025/452, Karar No: 2025/4021 (11.09.2025)

